Bizim Gibi Oldu

Bir aile vardı…

Bu ailenin annesi ve çocukları İsa’ya inanıyor, ona iman ediyorlardı.

Ama babaları, İsa’ya inanmıyordu.

Ona göre İsa bir peygamberdi. Buna inanabilirdi. Ama ‘Tanrı’nın oğlu, dünyanın kurtarıcısı, kralların kralı’ olamazdı… Bu onun inandığı İsa değildi.

Adam daha sonra İncil’i okudu. Ve çoğu ayet onu şaşırttı. Örneğin:

Yuhanna 1.1,14: Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Söz, insan olup aramızda yaşadı.”

Yuhanna 14.9: İsa,“Beni görmüş olan, Baba’yı görmüştür,” dedi.

Koloseliler 1.15-19: Görünmez Tanrı’nın görünümü, bütün yaratılışın ilk doğanı O’dur. Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey – tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar - O’nda yaratıldı. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratıldı. Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir. Bedenin, yani kilisenin başı O’dur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan O’dur. Çünkü Tanrı bütün doluluğunun O’nda bulunmasını uygun gördü.”

Filipililer 2.6-8: Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.”

İncil ’e göre - Tanrı ve İsa birdir. Ama nasıl?...

İncil ’e göre, İsa bu dünya’ya Cennet’ten geldi ve insan oldu. Ama İsa, eğer Cennet’tense, kutsalsa, kralların kralıysa – neden - neden bir insan oldu?...

Neden bir insan olarak dünyaya gönderildi?...

Adam bunu anlayamamıştı.

Soğuk bir kış akşamı, karısı ve çocukları dışarı çıkmış, adam evde yalnız kalmıştı. Dışarıda, hava çok soğuktu… Rüzgârlıydı...

Adam sobanın önünde oturdu. Bir kitabı okumaya başladı.

Bir süre sonra bir ses duydu. Sonra aynı sesi tekrar duydu. Bir şey pencereye çarpıyordu sanki… Sesin ne olduğunu merak etti. Kalktı, pencereye baktı.

Karanlıkta uçan kuşlar cama çarpıyorlardı…

Soğuktan kaçmak için eve girmeyi deniyorlardı. Evin sıcaklığı onları çekiyordu. “Zavallı kuşlar,” diye düşündü.

Paltosunu ve şapkasını giydi, dışarıya çıktı.

Karın üstünde gezinen kuşların yanına gitti. “Kuşlara, nasıl yardım edebilirim?” diye düşündü. Aklına bir fikir geldi. “Ambar,” diye düşündü. “Sıcak, güvenli… Kuşlar geceyi orada geçirebilir.”

Adam kuşlara yöneldi, ama kuşlar kaçtı. Tekrar kuşlara yöneldi, ama onlar tekrar kaçtı.

“Kuşları ambara nasıl taşıyabilirim?” diye düşündü. Aklına bir fikir geldi. Ambarın kapısını sonuna kadar açtı. Ambarda bir ekmek buldu. Ekmeği ambara doğru ufaladı. Kuşlar ekmeğe baktı, ama yemedi. “Acaba kuşlar, ekmeğin ambara doğru giden bir yol olduğunu bilmiyorlar mıydı?” diye düşündü.

Kuşlar, ne yazık ki ambarın güvenli ve sıcak olduğunun farkında değillerdi.

Adam yine ambara döndü ve orada bir ağ buldu. Eğer kendileri gelmezse, onları zorla içeriye sokacaktı…

Adam elinde ağla kuşlara doğru yürüdü. Ama kuşlar korktu. Kanatlarını çırparak etrafta uçuştular. O kovaladıkça, kuşlar ambardan uzaklaştı.

Adam, “Ne yapabilirim?” diye düşündü.

“Kuşlar benden korkuyorlar. Ekmeğimi yemeyecekler. Ben yaklaşınca onlar kaçıyorlar... Ne yapabilirim?.. Eğer benden korkmamalarını söyleyebilsem, bunu onlara anlatabilsem… Onlar gibi konuşup onlara benzeyebilsem… İşte ancak belki o zaman beni ambara kadar takip ederlerdi... Ama onlara benzeyip onlar gibi konuşmak için bir kuş olmalıydım.”

’Onlara benzeyip, onlar gibi konuşmak için bir kuş olmalıydım.’

Kar yağmaya başladı...
O anda birden İncil’deki ayetler aklına geldi…

“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Söz, insan olup aramızda yaşadı. Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı.” Yuhanna 1.1,14,18.


balikesirkilisesi@yahoo.com ~ anahtar kelimeler: balıkesir kilise,
balıkesir kilise, hıristiyan, hıristiyanlık, hıristiyanlık, hıristiyan